İran’da Başlık Parası Var mı? Sorusu Bir Gün Her Şeyi Değiştirdi
Değerli Provir okurları, bu makalemizde “İran’da başlık parası var mı” konusunda bilmeniz gereken her şeyi derledik.
Bazı sorular vardır, insanın hayatına sessizce girer ama çıkarken gürültü bırakır. “İran’da başlık parası var mı?” sorusu da benim için tam olarak öyle oldu.
Kayseri’de yaşıyorum, 25 yaşındayım. Günlük tutmayı hâlâ bırakmadım. Aslında bazen kendime gülüyorum; herkes story atarak anlatıyor hayatını, ben deftere eğilip yazıyorum. Ama belki de bu yüzden bazı duygular içimde daha uzun kalıyor. Daha ağır, daha gerçek.
O gün de sıradan bir gün değildi aslında… ama hiçbir “sıradan gün” sonradan sıradan kalmıyor zaten.
Bir Akşam, Bir Defter ve Yarım Kalmış Bir Cümle
O akşam evdeydim. Kayseri’nin soğuğu camdan içeri sızıyordu. Kombi çalışıyor ama sanki sadece formalite icabı ısıtıyordu evi. Defterimi açtım, yazacaktım ama elim gitmedi.
Telefon çaldı.
Arkadaşım Mert.
— “Bir şey soracağım sana,” dedi.
Sesinde garip bir ciddiyet vardı. O ciddiyet tonu vardır ya… insanı hemen geçmişe, geleceğe, hatta hiç yaşanmamış ihtimallere sürükler.
— “Sor,” dedim.
Bir süre sustu. Sonra cümleyi bıraktı:
— “İran’da başlık parası var mı?”
Kalem elimde durdu. Yazmakta olduğum boş sayfa bana baktı. Ben sayfaya baktım. İkimiz de birbirimizi anlamaya çalışıyorduk.
İç sesim devreye girdi:
“Sen şu an Kayseri’de oturuyorsun. Defterin açık. Kombi çalışıyor. Ve biri sana İran’da başlık parası soruyor. Hayat ne ara bu noktaya geldi?”
Ama asıl tuhaf olan soru değildi. Asıl tuhaf olan, sorunun bende bir şeyleri tetiklemesiydi.
Bir Soru Bazen Bir Hikâyeyi Açar
Mert’le konuşmamız kısa sürdü. O daha çok “duydum da merak ettim” modundaydı. Ama telefon kapandıktan sonra ben aynı yerde kalamadım.
Defteri kapatmadım. Çünkü artık o sayfa boş değildi.
İçimde bir şey açılmıştı. Sanki küçük bir kapı… rüzgârla aralanmış.
Ve ben yazmaya başladım.
Ama bu kez günlük gibi değil. Hikâye gibi.
Geçmişe Açılan Dar Bir Sokak
Bir süre önce üniversiteden bir arkadaşım vardı: Elif. İranlıydı. Türkiye’ye eğitim için gelmişti. Sessizdi ama sessizliği boş değildi; doluydu. İnsan onun sustuğu yerlerde bile bir şeyler hissederdi.
Onunla ilk tanıştığımız günü hatırlıyorum.
Kütüphane merdivenlerinde oturuyordum. Elinde kahveyle yanımda durdu.
— “Burada yer var mı?” dedi.
Ben de yarım Türkçe yarım İngilizce bir şeyler söyledim:
— “Evet… yani… oturabilirsin.”
O gülümsedi.
Ve o gülümseme nedense bende uzun süre kaldı.
İç ses:
“Bazı insanlar konuşmadan bile hikâyenin içine giriyor.”
İran’da Başlık Parası Var mı? Sorusu İlk O Zaman Gelmişti
Bir gün kantinde otururken konu evliliklere geldi. Kim nerede evlenir, nasıl evlenir, klasik üniversite sohbeti…
Biri sordu:
— “İran’da evlilikler nasıl ya?”
Elif hafif başını eğdi.
— “Aileye göre değişir,” dedi.
Ben de o an, belki de gereksiz bir merakla sordum:
— “İran’da başlık parası var mı?”
Masada bir an sessizlik oldu.
Elif hemen cevap vermedi. Kahvesine baktı. Sonra bana baktı.
— “Bazı yerlerde konuşulur,” dedi sadece.
Ama o “konuşulur” kelimesi, benim kafamda uzun süre dönüp durdu.
Yanlış Anlamalar, Eksik Bilgiler ve İnsan Kalbi
Şimdi geriye dönüp bakınca şunu görüyorum: Ben o soruyu bilgi almak için sormamıştım. Bir şeyi anlamaya çalışıyordum ama neyi anlamaya çalıştığımı bile bilmiyordum.
Elif’in dünyasını mı? İran’ı mı? Yoksa evlilik denen şeyin ağırlığını mı?
Bilmiyorum.
Ama bildiğim bir şey var: Elif o sorudan sonra biraz daha sessizleşti.
Ve ben bunu fark ettiğimde içimde küçük bir hayal kırıklığı hissettim.
İç ses:
“Bazen merak, yanlış kapıyı çalar.”
Bir Akşam Yürüyüşü ve Kayseri’nin Soğuk Gerçeği
Aradan haftalar geçti. Elif’le görüşmeler azaldı. Her şey yavaş yavaş uzaklaştı. Kimse büyük bir kavga etmedi. Kimse büyük bir vedalaşma da yapmadı.
Sadece… azaldı.
Bir akşam Kayseri’de yürüyordum. Hava soğuktu. Nefesim buhar olup önümde kayboluyordu.
Telefonuma baktım. Eski mesajlar.
Elif:
“Bugün kütüphane çok sessizdi.”
Ben:
“Kayseri de hep sessiz zaten.”
O mesajlara bakarken içimde garip bir boşluk hissettim.
Başlık Parası Sorusu Geri Dönüyor
İnsan bazı soruları sonradan başka anlamlarla hatırlıyor.
“İran’da başlık parası var mı?”
O soru artık sadece bir merak değil.
Bir iletişim hatasıydı.
Bir sınırdı.
Bir kültür farkıydı.
Ve belki de en çok: söylenmemesi gereken bir zamanda söylenmiş bir cümleydi.
İç ses:
“Bazen doğru soru, yanlış zamanda sorulunca yanlış cevap gibi hissedilir.”
Elif’ten Kalan Sessizlik
Bir gün Elif Türkiye’den ayrıldı. Veda bile tam bir veda olmadı.
Sadece bir mesaj:
— “Döndüm.”
Ben ne yazacağımı bilemedim. “Hayırlı olsun” mı yazılır böyle bir şeye, yoksa “kendine iyi bak” mı?
Yazmadım.
Ve bu, hayatımda yazmadığım en ağır cümle oldu.
Kayseri’de Bir Defter Sayfası Daha
Şimdi yıllar sonra o deftere bakıyorum.
Sayfada tek bir cümle var:
“İran’da başlık parası var mı?”
Altında başka bir şey yok.
Ama o sayfanın arkasında çok şey var aslında:
yanlış anlaşılmalar,
yarım kalan cümleler,
söylenemeyen özürler,
ve içimde büyüyen o tuhaf boşluk.
Hayal Kırıklığı mı, Öğrenme mi?
Bunu hâlâ net söyleyemiyorum.
Belki de hayal kırıklığıydı.
Belki de sadece büyümenin bir parçasıydı.
Ama kesin olan bir şey var: bazı soruların cevabı, insanın kendisinde saklı.
İç ses final:
“Bir soru bazen bir ülkeyi değil, insanın kendi kalbini açar.”
Provir okurlarıyla “İran’da başlık parası var mı” konusunu paylaşmak gerçekten güzeldi. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere!
Sonra Hiçbir Şey Olmadı… Ama Aslında Çok Şey Oldu
Hayat dışarıdan bakınca normal akıyor gibi görünür. Kayseri’de hava soğur, insanlar işe gider, üniversiteler dolup boşalır.
Ama içeride…
Bazı sorular büyür.
Bazı insanlar uzaklaşır.
Bazı cümleler yarım kalır.
Ve bazı akşamlar, bir telefon görüşmesiyle başlar, yıllarca süren bir düşünceye dönüşür.
Ben hâlâ bazen o soruyu hatırlıyorum:
“İran’da başlık parası var mı?”
Ama artık onu bir bilgi sorusu gibi değil, bir hatırlama biçimi gibi düşünüyorum.
Ve her hatırladığımda içimde aynı şey oluyor:
Sessiz bir özlem.
Bunu da Okuyun: İntifa hakkı sahibi ölünce ne olur ?